Şeker Hastalığı (Diabetes Mellitus)

Paylaş

diyabetŞEKER HASTALIĞI (Diabetes Mellitus): Şeker diyabeti, doktorların deyimiyle diabetes mellitus (DM), şeker metabolizmasındaki bir bozukluktur. Diyabette mevcut insülin yetersizliği ya da vücudun insüline olan duyarlılığının azalması, kandaki şeker (glukoz) miktarının artmasına, bu yüzden şekerin iyi emilememesi ve tüm bunların sonunda vücut hücrelerinde şeker yetersizliği oluşmasına neden olur. Kandaki artmış glukoz özellikle küçük damarlara, sinir hücrelerine ve göz merceğine önemli hasarlar verir.

Nüfusun yaklaşık %4’ü diyabetiktir. Yaygın bir hastalık olması ve sonradan görülen komplikasyonlarının fazlalığı nedeniyle diyabetin sosyal ve ekonomik etkileri önemlidir.

Şeker metabolizması:

Yemekle alınan şekerin kendi yapıtaşı olan glukoza yıkılması sindirim sisteminde gerçekleşir. Glukoz barsak duvarlarından emilerek kan yoluyla vücut hücrelerine ulaşır. Glukozun hücrenin enerji ihtiyacını karşılama amacıyla hücreye girmesi yalnızca pankreasın β hücrelerinden salgılanan insülin hormonunun hedef hücrenin reseptörüne bağlanmasıyla gerçekleşebilir. Bununla birlikte insülin yalnızca glukozun karaciğer ve kas dokusunca emilmesini arttırmakla kalmaz, aynı zamanda karaciğerde glukoz depolanmasını sağlar, glukozun karaciğerden salınmasını önler ve yağ yapımını uyarır. Böylece insülin kan glukoz düzeyinin azalmasına neden olur.

İnsülin yetmezliği nedeniyle oluşan hayati tehlike taşıyan durumlar:

Kandaki glukoz düzeyi çok yükseldiğinde, fazla glukoz vücuttan idrar yoluyla atılmaya başlar. Bu durum vücuttaki suyun da azalmasına neden olur. Normalde enerji elde etmek için kullanılacak olan glukozun vücuttan atılımı nedeniyle enerji ihtiyacı depolanmış glukoz ve yağ asitlerinin metabolik yıkımından karşılanmaya çalışılır. Bu yıkım sonunda kanın fazla asidifikasyonuna neden olan aseton oluşur. Dehidrasyon ve fazla asidifikasyon hayati tehlikesi olan komaya neden olabilir.

Fazla dozda alınan insülin ve ilaçlar, veya yiyecek tüketiminin azalması ile beraber düzenleyici sistemlerdeki hatalar, kan glukoz düzeyinin çok düşmesine neden olabilir. Bu durum da hayati tehlikesi olan komaya girme riskini taşır.

Tip I Diyabet:

Tüm diyabetiklerin yaklaşık %10’u Tip I diyabete sahiptir. Bu tip aynı zamanda insüline bağlı diyabet (IDDM) olarak da bilinir. Tip I diyabet tipik olarak 40 yaşından önce, çoğunlukla 15-24 yaş arasında görülür. Ani başlayan aşırı susama, sık idrara çıkma, yorgunluk, halsizlik, performansda azalma, iştah kaybı, mide bulantısı ve kilo kaybı gibi belirtilerle karakterizedir. Bu belirtiler pankreasın β hücrelerindeki hasar sonucunda meydana gelen insülin yetmezliği nedeniyle ortaya çıkar. Genetik bir yatkınlıkla beraber, çocukluk sırasında meydana gelmiş viral bir enfeksiyonun bazı otoimmun reaksiyonları tetiklediği ve bunun sonucunda β hücrelerinde meydana gelen hasarın Tip I diyabete sebep olduğu sanılmaktadır.

Tip II Diyabet:

Diyabetiklerin yaklaşık %88’inde tip II diyabet gözlenir. Bu tip aynı zamanda insülinden bağımsız diyabet (NIDDM) olarak da bilinir. Tip II diyabet genellikle ileri yaşlarda görülür. Normal kilolu insanlarda gözlenen 2a (%8) ve aşırı kilolu insanlarda gözlenen 2b(%80) şeklinde birbirinden ayrı iki alt grubu vardır. Tip II diyabet yavaş başlangıcıyla halsizlik, deride kaşıntı, idrar yolu enfeksiyonları, mikotik deri enfeksiyonları, çıbanlar ve görme bozuklukları gibi belirtilerle karakterizedir. Yüksek bir genetik yatkınlığın varlığında fazla kilo, hamilelik, çeşitli hastalıklar, stres veya bazı ilaçlar insülin rejiminde bozukluklara, pankreatik insülin salgısının tükenmesine yol açmakta ve bunun sonucunda göreceli bir insülin yetmezliği oluşmaktadır.

Tanı:

Fizik muayene, laboratuvar testleri, özelleşmiş muayeneler.

 Tedavi: İnsülin + Özel diyet ( %15 proteinlerden; “%50 hayvani %50 bitkisel proteinlerden”, %30 yağlardan, %55 karbonhidratlardan “özellikle posalı sebze ve meyvelerden oluşmuş”) + Kan şekerini düşürücü ilaçlar.

Diyabetle baş etmenin yolları:

  • Diyabetikler için düzenlenen eğitim programına katılmak.
  • Sürekli doktor kontrolünde bulunmak
  • İdrar ve kan kontrollerini düzenli yaptırmak
  • Kan şekeri düzeylerini ve tedavileri kayıt altında tutmak
  • Düzenli olarak ayna yardımıyla ayak tabanlarını kontrol etmek
  • Ayak bakımı
  • Sigaradan uzak durmak
  • Alkolden uzak durmak ( alınırsa yalnızca yemeklerle birlikte ve günde 20g.’dan az)
  • Düzenli fiziksel egzersizler (yüzme, yürüyüş, bisiklet vs.)
  • Uygun kilonun belirlenmesi ve kontrol altında tutulması
  • Düzenli yaşam

 

Hamilelik ve Diyabet:

Diyabetli ve hamile bir kadının düzenli kontrole gitmesi ve hamileliğe uygun davranması durumunda sağlıklı bebek doğmaması için hiçbir neden yoktur. Ancak yine de diyabetlilerin hamileliği riskli hamilelikler grubuna girer çünkü hem anne hem de çocuk için risk vardır. Düşük veya erken dogum risklerinin yanısıra hamileliğin sonlarına doğru pelviste iltihaplanmalar, amniotik sıvının aşırı üretimi, kilolu bebek veya bebeğin akciğer gelişiminin gecikmesi gibi hamilelik komplikasyonları da meydana gelebilir. Önceden sağlıklı kadınların yaklaşık %3’ünde hamilelik sırasında geçici bir diyabetik metabolizma bozukluğu gözlenir. Bu bir kan testi ile önceden teşhis edilebilir.

Juvenile Diyabet:

Bu genellikle tip I diyabettir. Hastalık net belirtilerle karşımıza gelir. Hasta çocukta ciddi kilo kaybı gözlenir, yorgun ve bitkin görünürler. Hastalığı ortaya çıkaran belirtiler; şiddetli susama, içilen içeceklerin artması ve sık idrara çıkmadır.

 

Add Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *